Yoruldum arkadaş
Ne zor işmiş bu evlenmek birader. Önce eli yüzü düzgün, boyu boyuna, huyu huyuna bi hatun bulacaksın. Konuşacaksın, görüşeceksin, kendine aşık edeceksin. Bi yerlerden konuyu evliliğe getireceksin ya da konu kendiliğinden cuup diye önüne düşecek. E hazır kızı da bulmuşsun, evleneyim bari diyeceksin. Zira, yaş 30′a yaklaştı.
Neyse kıza evlenme teklifi edeceksin, ya da tekliften önce kızın istenileceği gün bile kararlaştırılmış olur. Bu karardan sonra formalite icabı da olsa kıza evlenme teklif etmek gerekiyor. Neyse bu teklifte öyle basit değil, romantik bir ortam olmalı. Heyecan içinde o teklifi yapıyorsun, ama zaten cevabı belli. Kızın onayını alıyorsun formaliteden.
Sonra bin türlü heyecan içinde çiçek, çikolata alıyorsun. Akşam dayanıyorsun kızın kapısına ailenle birlikte. Oturuluyor, gelsin çaylar gitsin çaylar derken babanız söze başlıyor. Tabii öyle bi seferde kız vermek yok. Bi düşünelim diye cevap alıyorsun. Düşünülüyor, bir kaç gün sonra tekrar çağırılıyorsunuz. Tekrar aynı heyecanla gidiyorsunuz, gitmeden önce aslında karşı tarafın kararını biliyorsunuz ama gitmek zorundasınız. Gidiyorsunuz, tamam olur bu iş cevabını alıyorsunuz. Bir kaç gün sonra da söz yapıyorsunuz. Tabii burada da yine heyecan dorukta oluyor ister istemez. Yakınlar, misafirler derken sıkılıyorsunuz birazcık.
Sonra nikahınız kıyılmak zorunda. Bu yüzden nikah gününe karar veriliyor, o gün gelince imam efendi gelip nikahınızı kıyıyor. Nikahtan sonra oynayıp zıplıyorsunuz birazcık ister istemez. (Ben oynamadım, nişanlımda oynamadı. Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş gibiyiz, Allah bozmasın).
Artık nişanlı, dinen nikahlı birisi oluyorsunuz. Kaşınıza gözünüze de dikkat etmek durumundasınız. Bu arada tabii düğün telaşı başlıyor bir taraftan. Öncelikle evinizi yaptırmalısınız. Dişi kuş hazır yuvayı yapar. Ev yaptırma işleri erkeğe bakar.
Neyse başlıyorsunuz evinize, doğalgaz tesisatı, su tesisatı, elektrik tesisatı, sıvası, mermerleri, kartonpiyeri, boyası, banyosu, mutfağı, felanı filanı derken, yoruluyorsunuz. Tabii bu arada paranız varsa bu işler biraz hızlı yürüyebiliyor. Birazda sizin performansınıza bağlı. Sabah kalktığınızda kendinizi iyi hissediyorsanız o gün bütün işlerinizi yapmaya çalışmalısınız. Çünkü yarın kendinizi çok yorgun hissedeceğiniz aşikar.
Bir yandan evinizi yaptırırken, bir yandan resmi nikah işleri, düğün salonu işlerinede koşturuyorsunuz. Bu arada resmi nikahınızda kıyılıyor. Ayrıca düğün gününe de karar verilmiş oluyor. Düğün gününe yaklaşıldıkça daha çok işiniz olduğunuzu görüyorsunuz. İşler gözünüzde büyüyor, ama yapmak zorunda olduğunuz için bir şekilde hallediyorsunuz.
Düğün gününe 1,5 ay kalıyor, evinizin bir takım eksikleri var. Bunların dışında eşya olayınıda halletmek gerekiyor. Paranız varsa eşya konusunda pek zaman harcamıyorsunuz. Parayı veren düdüğü çalar hesabı yani. Eşyalarıda hallettikten sonra düğün davetiyelerinizi bastırmanın zamanı geldiğini anlıyorsunuz. Bir matbaaya gidip yüzlerce seçenek içerisinden davetiye beğenip siparişinizi veriyorsunuz.
Son olarak bi bakıyorsunuz, düğün gününüze 1 ay kalmış. Ama halen eksikleriniz var. Oturup blogunuza ne kadar yorgun olduğunuzu yazıp biraz daha yoruluyorsunuz. Gün böylece bitmiş oluyor.
Esen kalın. (Esen ne demek bilmiyorum)
İlgili kelimeler: davetiye seçimi, dini nikah, düğün, düğün davetiyesi, nikah işleri, nişanlılık, parayı veren düdüğü çalar, yorgunluk